Alkali beslenme Kaliforniya’da doğdu diye; topladım tası tarağı, ver elini Kaliforniya… Heyecanla okula kaydımı yaptırdım. Yeni bir yaşamın kapılarını aralayacaktım. Ancak ne gariptir ki, okulda eğitim veren hocalar ve kayıt memurları da benim kadar heyecanlıydılar. Zira Türkiye’den ilk öğrencileri bendim.

İlk ders, beslenme üzerine uzmanlığı olan Prof. Dr. hocamız, tahtaya kocaman “diyet” kelimesinin İngilizce karşılığı olan DIET yazdı ve bize, “Yorumlayın…” dedi. Hepimiz kendimizce yorumladık. Sonra gitti ve sondaki T harfini sildi. DIE kaldı yani İngilizce “ölmek, mahrum edilmek, yoksun bırakılmak” olan… Doğruydu! Diyet, birçok şeyden mahrum olmaktı.

Amerikalı hocamız, derse, “Alkali beslenme bir diyet değildir.” diye devam etti. “Alkali beslenme, vücudun anatomisine uygun beslenmenin matematiğidir. Doğal beslenme biçimidir. İnsan doğası ile uyumludur. Alkali beslenme biçiminde yasaklar değil, vücudunuzun dengesine uygun dengeyi sağlayan sizin kendi formülünüz vardır. Genel olarak sağlıklı bir kişi için bu denge; % 75 alkali – % 25 asidik besinlerle beslenmekle olur. Ancak herkesin yaşam biçimine, sağlık durumuna ve beslenme alışkanlıklarına göre değişir.” dedi.

Etrafımda genellikle alkali beslenmeyi bir diyet gibi uygulayanlar olduğu veya alkali beslenme bir diyet gibi algılandığı için; “Bu zor, ben bunu yapamam.” diyenler oluyor. Onlara verilecek basit bir cevabım var: “Doğada zamanında çıkanı, doğal olanı yeseler; zaten alkali beslenmiş oluyorlar.” İşte bu kadar basit. Ne zor ne de diyet gibi sıkıcı.

Artık “kalori saymak” diye bir şey kalmadı dünyada. Bunun yerine, “Yediklerimiz vücudumuzda neye dönüyor?”, buna bakmak lazım. Bir ekmek yediğinizde verdiği asit ve yağ oranı o kadar yüksekken, kestanenin yağ olarak depolanması minimumdur. Kestane, vücutta, sindirim sonrasında alkali atık verirken; ekmek, asidik atık verir. Gerçek sağlık için bilinmesi gereken sır buradadır.

Miyase Bülbül