Meraklı olduğumdan, son yıllarda çok konuşulan ancak tıp doktorlarının zaten bildiği asit-baz yani asit-alkali dengesinin ne olduğunu bir inceledim. Aslında bu bilginin hiç de yeni olmadığını; aksine 19. yüzyılın başından beri teori olarak sunulduğunu gördüm.

1909 yılında Sorensen tarafından ortaya atılan teoriye göre vücudumuz, doğal bir asit-alkali atık dengesine/oranına sahiptir. Son yıllara kadar pek bilinmeyen ya da üzerinde konuşulmayan bu doğal orana ya da dengeye “homeostasis” denir. Sağlığımızın temeli bu dengedir. Bütünsel sağlığın temeli bu dengedir.

Vücut, doğal haliyle hafif alkalidir. Sağlıklı bir insanın kanı, ufak değişimler göstermekle beraber hafif alkali değerini korur. Metabolizmanın günlük enerji işleyişini doğru yapabilmesi için kanın hafif alkali olması şarttır. Tüm vücut mekanizması, damarlarımızda dolaşan kanımızın asit-alkali değeri yani asidin alkaliye oranını koruması üstüne kuruludur. İşte bu yüzden dış etkenler, solunum ve beslenme yoluyla alınan fazla asit atık yükü; vücudun tüm mekanizması bozar.

Bu bozulma sonucu hastalıklar artmaya, genç yaşta ölümler ve tehlikeli hastalıklarla karşı karşıya kalma riskleri artmıştır. Obezite, dünyanın uğraşmak zorunda olduğu önemli bir sorun olmuş; kanser, kalp, şeker, yüksek tansiyon, kemik erimesi gibi hastalıklar gençlerimizi, çocuklarımızı tehdit etmeye başlamıştır. Uzmanların, tüm bu olumsuz gelişimin nedeninin yanlış beslenme olduğunu açıklaması ile vücudun pH dengesine uygun alkali beslenme ve alkali yaşam, Amerika Birleşik Devletleri’nin en duyarlı bölgesi olan Kaliforniya’dan başlayarak dünyanın gündemine oturmaya başlamıştır.

Miyase Bülbül