Alkali beslenme, biyolojist Dr. Claude Bernard’ın, böbreklerin vücuttaki asit oranını nasıl kontrol ettiği çalışmasından yola çıkarak oluşturulan, vücudun doğal işleyişine ve dengesine uygun, birçok esnekliği içinde barındıran, sağlıklı bir beslenme biçimidir. Aslında kelimenin gerçek kullanımı; vücudun temel yapı taşları hücrelerin, doku ve organların doğal işleyişine zarar vermeyen doğal beslenme formülüdür.

Bu formül, yediğimiz besinlerin, vücudun pH dengesini etkilediği temeline oturur. Yediğimiz besinlerin bir kısmı, vücutta sindirimi sonrasında asit atık; bir kısmı ise alkali atık bırakır. Vücudun doğal pH dengesi, 7.35 ile 7.45 arasında hafif alkalidir. Vücudun tamponlama sistemi gören organları (akciğer, karaciğer, böbrekler ve pankreas gibi), bu dengenin korunması için çalışırlar. Hedef; dış çevre, metabolik işlemler ve beslenme yoluyla oluşan fazla asidi tamponlayarak, hafif alkali doğal pH dengesinin korunmasıdır. Zira vücutta biriken fazla asit yükü; başta kanser, Tip 2 şeker, kalp rahatsızlıkları, kolesterol, kemik erimesi (osteoporoz), aşırı kilo gibi birçok hastalık, yorgunluk, halsizlik, sinirlilik, yaşlanma gibi rahatsızlıklara neden olmaktadır.

2011 yılında, Kanada’daki Calgary Üniversitesi’nde yapılan 50 kadar değişik çalışma, beslenme yolu ile alınan asidin, vücudun doğal pH dengesinin değişimine direkt olarak etkisi olmadığını; vücut dengesinin, beslenme yoluyla oluşan alkali atık seviyesinden de geçici olarak etkilendiğini ortaya koysa da; alkali beslenmenin, asidik beslenmeye karşı, tam tersi olarak vücuttaki fazla asit tuzlarının böbrekler yolu ile atılımına faydasını göz ardı edememiştir. Aynı çalışma, alkali beslenmenin genel sağlığa katkısını, kemiklerin yapısının korunmasında ve kas yoğunluğu kaybının engellenmesindeki rolünü, kalp ve damar sistemine faydasını, beynin işleyişine yararını inkâr edememiştir. Alkali beslenmenin; vücutta kalsiyum, magnezyum ve potasyum gibi alkali minerallerin seviyesinin artmasına neden olduğu kabul edilmiştir.

Elde edilen en güzel sonuç ise kan şekeri kontrolünü desteklediğidir. Alkali beslenerek, genel olarak yanlış beslenme ve fazla kilo ile doğru orantılı ortaya çıkan Tip 2 şeker hastalığının tedavisinde kolayca kilo verme, vücudun kan şekeri düzeyini koruma ve şekeri dengelemekte büyük fark yaratmasıdır.  Günlük beslenmenin, ağırlıklı yüksek lif, besin değerleri kaybolmamış sebze ve antioksidan içeren doğal besinlerden oluşmasını; işlenmiş karbonhidratların, hazır gıdaların, işlenmiş veya işlenmemiş rafine şekerin, sodalı ve kolalı içeceklerin minimum düzeye indirilmesini öneren alkali beslenme; birçok nedenden dolayı, kandaki glikoz seviyesinin yükselmesine izin vermemektedir. Alkali beslenmeye başlayan birçok Tip 2 şeker hastası, iyileşme yönünde sağlıklı bir gelişim kaydetmiştir.

Amerikan Diyabet Derneği (ADA), diyabet (şeker) hastaları için vücudun glikoz indeksi ile uyumlu, dengeli bir beslenme önermektedir. Bol miktarda nişasta içermeyen yeşil sebzeleri, az miktarda hayvansal proteini, işlenmemiş tam tahılı (rafine olmayan un ve unlu gıdalar), mümkün olduğunca düşük düzeyde süt ve süt ürünlerini tüketmelerini önermiş; rafine şekerden uzak durulmasını tavsiye etmiştir. Sindirim için yararlı enzimler, vitamin ve mineraller içeren, sindirimi kolay, vücudun glikoz indeksi ile uyumlu doğal şeker içeren besinlerden oluşan alkali beslenme, bu söyleme uygun bir beslenme biçimidir.

Miyase Bülbül
Buy MalegraFXT online
Buy Dostinex online
Buy Diflucan online